İlişkiler bazen bir kaza gibidir. Hani o an her şey yavaş çekimde gerçekleşir ya, neyin yanlış gittiğini bilirsiniz ama durduramazsınız. İşte BluTV ekranlarında karşımıza çıkan ve senaryosunu Hakan Bonomo’nun kaleme aldığı o yapım tam olarak bu hissi veriyor. Ilk ve Son izlemek aslında bir diziden ziyade, aynaya bakmak gibi bir şey. Deniz ve Barış’ın on yıllık o devasa, gürültülü ve bazen fısıltı kadar sessiz aşk hikayesini izlerken "Ben bunu yaşamıştım" dememek imkansız.
Dürüst olalım. Çoğu Türk dizisi bize pembe bulutlar veya aşırı karikatürize edilmiş kötüler satıyor. Ama yönetmen koltuğunda Cem Karcı’nın oturduğu (ilk sezon için konuşuyorum) bu iş, toksikliğin ve şefkatin el ele yürüdüğünü gösterdi. Özge Özpirinçci ve Salih Bademci öyle bir kimya yakaladı ki, kavgaları izlerken sanki yan odada komşularınız bağırıyormuş gibi rahatsız oluyorsunuz. Gerçekten.
Neden Herkes Ilk ve Son İzlemek İçin BluTV’ye Koşuyor?
Çünkü kurgu dahi olsa gerçeklikten kaçamıyoruz. Dizinin kurgu tekniği bile bir kaos. Bir sahnede 2011 yılındalar, her şey taze, gülüşmeler havada uçuşuyor; bir sonraki sahnede 2021 yılındayız ve birbirlerinin yüzüne bakmaya tahammülleri yok. Bu lineer olmayan anlatım tarzı, aslında insan hafızasının çalışma biçimini taklit ediyor. Birini severken ya da ondan nefret ederken sadece o anı düşünmeyiz. Eski bir yaranın sızısı, o anki öfkeye karışır.
Ilk ve Son izlemek isteyenlerin çoğu aslında kendi geçmişindeki o "bitmemiş" hikayenin peşinde. Dizinin başarısı, karakterleri "haklı" veya "haksız" olarak ayırmamasından geliyor. Deniz bazen o kadar manipülatif ki ondan nefret ediyorsunuz. Sonra Barış öyle bir çocukluk travmasını masaya bırakıyor ki, "Tamam," diyorsunuz, "şimdi anladım neden böyle olduğunu."
İkinci Sezon ve Değişen Dinamikler
İkinci sezon duyurulduğunda herkes bir duraksadı. Hazal Subaşı ve Ulaş Tuna Astepe? "Acaba ilkinin tadını verir mi?" sorusu sosyal medyada aylarca tartışıldı. Ama antoloji formatının güzelliği burada. Nilüfer ve Cihan’ın hikayesi başladığında fark ettik ki; aşkın adı değişse de acısı hep aynı yerden vuruyor. İkinci sezonda yönetmenliği Devrim Yalçın üstlendi ve atmosfer biraz daha farklılaştı. Daha melankolik, belki biraz daha "yetişkin" dertlerine odaklanan bir yapı gördük.
✨ Don't miss: Cuba Gooding Jr OJ: Why the Performance Everyone Hated Was Actually Genius
Nilüfer karakteri, Deniz’in o patlayıcı enerjisinin aksine daha içe dönük bir yıkım yaşıyor. Cihan ise sessizce eriyen adamlardan. Bu sezonu izlerken fark ediyorsunuz ki, bazı insanlar birbirlerini iyileştirmek için değil, beraber yok olmak için bir araya gelirler. Kulağa korkunç geliyor ama hayat bazen tam olarak bu.
Teknik Detaylar: Müzik ve Mekan Kullanımı
Hakan Bonomo’nun kalemi zaten çok keskin ama müzik seçimleri diziyi başka bir seviyeye taşıyor. Sezen Aksu’nun o meşhur şarkıları tam doğru saniyede girdiğinde, içinizde bir şeyler kopuyor. Mekanlar bile bir karakter gibi. İlk sezondaki o dar apartman daireleri, karakterlerin birbirine ne kadar sıkıştığını simgeliyor. Kapılar çarpılıyor, mutfak tezgahlarında kavga ediliyor. Ev aslında bir yuva değil, bir ring alanı.
Özge Özpirinçci’nin performansı hakkında bir parantez açmak lazım. Kadın sadece oynamıyor, o anı yaşıyor. Gözlerindeki o ferin sönüşünü on yıl içinde nasıl yavaş yavaş gösterdiğini izlemek ders niteliğinde. Salih Bademci ise zaten bu toprakların gördüğü en yetenekli adamlardan biri. Adamın ses tonu bile sahnenin yılına göre değişiyor sanki.
Bu Diziyi İzlerken Neden Ağlıyoruz?
Psikologların sıkça bahsettiği bir kavram var: "Yansıtma". Biz bu dizide aslında kendimizi görüyoruz. Terk edilişlerimizi, asla söyleyemediğimiz o son sözleri, birine "gitme" diyemediğimiz için kapıyı sertçe kapatışımızı görüyoruz. Ilk ve Son izlemek bir nevi toplu terapi gibi. Ekşi Sözlük’te veya Twitter’da dizi hakkında yazılanlara bakın; herkes kendi eski sevgilisinden, annesinden, babasından bahsediyor.
🔗 Read more: Greatest Rock and Roll Singers of All Time: Why the Legends Still Own the Mic
Çünkü Deniz ve Barış’ın hikayesi sadece bir aşk hikayesi değil; iki yaralı çocuğun birbirini daha çok yaralamasının hikayesi. Çocukluk travmalarının bir ilişkiyi nasıl sabote edebileceğini bu kadar net gösteren başka bir yerli yapım hatırlamıyorum. Barış’ın babasıyla olan sahneleri, aslında onun neden bu kadar bağlanma korkusu yaşadığının kanıtı gibi.
İzleme Rehberi: Nelere Dikkat Etmeli?
Eğer bu diziye yeni başlayacaksanız, kendinizi duygusal bir hırpalanmaya hazırlayın. Öyle arkada çalsın da ben yemek yapayım diyebileceğiniz bir iş değil bu. Her diyalog, her mimik çok değerli.
- Zaman Çizelgesini Takip Edin: Ekrandaki yıllara dikkat edin. 2014 ile 2019 arasındaki fark bazen sadece bir bakışta gizli.
- Müziklere Odaklanın: Soundtrack listesi Spotify’da mevcut. İzledikten sonra dinlemek o sahneleri kafanızda tekrar canlandıracak.
- Ayrıntıları Yakalayın: Duvardaki bir tablonun değişimi veya karakterlerin kıyafet seçimleri bile o anki ruh hallerini anlatıyor. Sanat yönetimi bu konuda dahice çalışmış.
Bazı izleyiciler "çok bağırıyorlar" diye eleştiriyor. Evet, bağırıyorlar. Çünkü gerçek hayatta da insanlar canı yandığında susup felsefe yapmazlar. Bağırırlar, ağlarlar, saçmalarlar. Dizi bu saçmalamayı olduğu gibi aktarıyor. Filtresiz. Makyajsız.
İlk ve Son Hakkında Yanlış Bilinenler
Çoğu kişi dizinin sadece bir "ayrılık dizisi" olduğunu sanıyor. Hayır, bu bir "oluş" dizisi. Bir insanın bir başkasıyla nasıl dönüştüğünün, nasıl başkalaştığının hikayesi. Ayrıca sadece BluTV platformunda orijinal içerik olarak bulunuyor, yani başka platformlarda aramayın boşuna.
💡 You might also like: Ted Nugent State of Shock: Why This 1979 Album Divides Fans Today
Bir diğer yanılgı ise karakterlerin kötü olduğu yönünde. Hayır, karakterler sadece insan. İnsanlar hata yapar. İnsanlar bazen sevdikleri kişiye en büyük zararı verirler. Diziyi izlerken bir tarafı tutmak yerine, o durumun içine kendinizi koymayı denerseniz, neden her şeyin böyle bittiğini daha iyi anlarsınız.
Sonuç Odaklı Bakış: Şimdi Ne Yapmalı?
Diziyi bitirdiğinizde muhtemelen telefonunuza sarılıp eski birini aramak isteyeceksiniz. Yapmayın. Onun yerine kendinize bir kahve koyun ve ilişkilerinizdeki o tekrar eden kalıpları düşünün.
- Duygusal Check-up Yapın: Eğer bir ilişkideyseniz, bu diziyi partnerinizle izlemek harika bir test olabilir. Hangi sahnelerde birbirinize bakıyorsunuz? Hangi kavga size tanıdık geliyor?
- Antoloji Mantığını Kavrayın: İlk sezon bitti diye üzülmeyin, ikinci sezona şans verin. Farklı insanlar ama benzer acılar olduğunu görmek insana garip bir şekilde yalnız olmadığını hissettiriyor.
- Hakan Bonomo’nun Diğer İşlerine Bakın: Eğer senaryo dilini sevdiyseniz, yazarın diğer işlerindeki o keskin dille de tanışın. Adamın dili gerçekten pabuç kadar ama çok haklı.
Ilk ve Son izlemek sadece bir seyirlik değil, bir yüzleşmedir. Bu yüzleşmeye hazırsanız, BluTV kütüphanesini açın ve kendinizi o akışa bırakın. Ama mendilleri de yakınınızda bulundurun, çünkü o sahnelerden biri mutlaka size çarpacak.